Home / Memleket Yollarında / KARADENİZ / Sinop’un Gizlisi, Ayancık

Sinop’un Gizlisi, Ayancık

“Ayancık’a neden mi gidilir sorusunun cevabı çok basit aslında, kalabalık bir şehirden uzaklaşmak istersin, herkesin birbirini tanıdığı ufak bir deniz kasabasında dinlenmek, kendini dinlemek istersin, deniz bittiği yerde gözlerin dik yeşil orman örtüsü arar gidersin, yeşil ve mavi köyler canın çeker gidersin, kimsenin bilmediği bir Karadeniz şehrinden bulunmak ister, güzel bir gün batımına içmek istersin yine gidersin.

İşte burada zaman geçirme isteğim tamda böyle duygulardı. İnebolu otogarına vardığımda aracın kalkmasına 15 dakika kadar kalmıştı. Gişeye varır varmaz pazarlığa girişiyorum.

-abi bak ben taaa Ankaralardan geliyorum, Bartın’dan bu yana geziyorum, fotoğraf çekmem lazım, ön koltukta oturmam şart!

Önce gülüp sonra tamam diyorlar ve kuruluyorum ön koltuğa, elveda İnebolu…

Amacım Çatalzeytin’de biraz zaman geçirmek, tepelerde güzel yayların olduğunu biliyorum yalnız oralara çıkmam zor farkındayım. Çatalzeytin merkezde zaman geçirir niyetindeyim.

Kaptanımız konuşkan abi, Ayancıklı. İnebolu-Ayancık arası günde bir kez gidip geliyor, yaz aylarında iki kez. Yol şimdi daha da güzelleşiyor. Deli sohbet ediyoruz. Eski solculardan. Anılarını anlatıyor, Almanya’daki yıllarından… Çocuklarından bahsediyor, ufak bir yerleşime geldiğimizde bak bu binaların çoğu boş, Almancılar sidik yarışına girerek yaptırıyorlar diyor. Ahmet Efendi 3 katlı ev yapmış ben 5 katlı yapacağım durumu… Vatana, millete hiç faydası var mı diye yakınıyor çok haklı olarak.

Çatalzeytin’e geldiğimizde boş ver burada sıkılırsın, zaten yobazlar, Ayancık’ta zaman geçir diyor. Çatalzeytin’de yolcu almak için durdurduğumuzda, senin için oyalanacağım çevreyi biraz gez, istersen yine kal diyerek kıyak geçiyor bana. Sahili bir 15 dakika turlayarak ve güvenerek abimize hadi diyorum gidelim Ayancık’a, gülüyor.

Ayancık yine merak ettiğim durak noktalarından biri, aynı zamanda üniversitedeki oda arkadaşım Murat’ın memleketi, ondan da sıkça dinliyordum. Ayancık’a varmadan önce biraz yol manzaraları görün isterim. Harika köylerden, dağlardan geçtik…

Ayancık’a vardığımızda son durakta gelip inmeye yeltendiğim anda sen bekle dedi ve Ayancık içinde turlayarak bana şehri tanıttı ve konaklayacağım Ayancık Öğretmenler Evinin önüne kadar beni bıraktı. Bu yardımından dolayı mutlulukla teşekkür ederek ayrıldım. Tam kapıyı kapatırken çok gez genç dedi, buralara yine gel…

Ayancık İnebolu’ya göre daha küçük, daha sosyal ve daha kültürlü bir şehir. Kaptan Abi bahsetmişti bundan. Zaten öğretmenler evine girince anlaşılıyor bu. Çok az kestirdikten ve duş aldıktan hemen sonra atıyorum kendimi sokağa. Akşam olana kadar az vaktim var ve gün ışığını kaçırmadan hem gezmem hem de fotoğraf çekmem gerek.

Ayancık’ta dağlar hemen kıyının önünde başlıyor ve bir anda yükseliyor, gür orman. Serinliği sahile vuruyor. Deniz temiz görünmekte ama sahilinin bir kısmının dolduruluyor olması çok üzücü. Taşlık olan sahilde dalgaların sesine kulak vererek uzanıyorum. Düşüncesizlik, bir nevi zihin boşaltma…

Yine her zaman yaptığım gibi şehrin sokaklarına dalıyorum, bir şehri tanımanın en güzel yönetimi. Kapanmış bir dükkânda gördüğüm fotoğraf beni gerçekten güldürüyor. Küçük bir sahil kasabasında yaşamanın ve herkesin birbirini tanıması bu olsa gerek, işte en güzel göstergesidir bu fotoğraf. Çok net. Gözlükçü Kazım biliniyor ve gözlükçü Kazım’ın eski dükkânı da.

Ayancık’a ait birkaç sahil evi fotoğraflamaya değer. Ardından günün batımını izlemek… Bu uzun zamandır hissedemediğim bir duygu, gözlerim yaşarmakta.

Murat’ı arayarak ne yenir buralarda diyorum, annemin yemekleri diyerek gülüyor. Teşekkür ederek sorumu yineliyorum, yine tanıdıkları bir pideciyi öneriyor. Böyle küçük bir yerde insanların birbirini tanımaması anormal bir durum zaten… Bir aile tarafından işletiliyor, pidelerini tadı mı dediniz? Daha ötesi olamazdı… Buranın salaş, öyle dağınık olması güzel kılıyor zaten. Gelen tüm müşteriler ile işletmeci abi arasında başlayan sohbet pide kadar lezzetli. Kendimi tanıtınca Murat’ın arkadaşıymış diyorlar, hal hatır sormalar, selam söylemeler… Ayancık’a geldiyseniz Asma Altı pide evine gelip mutlaka pide yemelisiniz. Karadeniz Ereğli’deki Hasan Kuru’nun pideleri kadar lezzetli…

Gün dönerken biraz daha gezip sahilde dalga seslerini dinleyerek, öğretmen evinde rakı sunulmadığı için biralanarak günü bitiriyorum. Ayancık’ı çok ve çok sevdiğim aşikâr… Buradan ayrılmak zor olacak, yeniden gelmeyi planlıyorum.

Odama geçtiğimde dalga seslerini duyabilmek adına üşümeyi göze alarak kapımı açık bırakıyorum…

Ayancık bir kısa türkü, Sinop’un uslanmaz çocuğu gibi… Kendi halinde, sosyal insanlarıyla Karadeniz’e güzellik katan bir kasaba… Elveda…

Unutmadan, vakti olanlar İnaltı Mağarası ve Akgöl mutlak uğramalı, henüz keşfedemediğim yerler ama planlar arasında var J

About admin

Check Also

Uzun Saçlının Yeri, Ordu

Karadeniz gezisine çıkan arkadaşlara sesleniyoruz. Türkiye’nin en huysuz ama en lezzetli çay molasının yerini önermek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by moviekillers.com