Home / Memleket Yollarında / EGE / Bergama, Şirince, Efes’te Gezinmeler

Bergama, Şirince, Efes’te Gezinmeler

Kış için planımız hazırdı, yılbaşında Kars’a gitmenin heyecanını yaşarken Kasım’da neler yapabiliriz sorusunun cevaplarında dolaşıyorduk. İşte tam böylesi Ekim günlerinde gelen kampanya maili aralarında dolaştığımız cevaplardan birini seçme şansı vermişti. 26 TL’ye git gel İzmir kim yapmak istemiz ki? Biletler hemen alındı ve beklenilmeye başlanıldı o gün.

1- Gün Bergama – Kozak Yaylası

Benim daha önce keşfettiğim, Bahar’ın mutlaka görmesini istediğim Unesco Kültür Miras listesine girmiş şehirlerde dolaşacaktık yine. Bu sefer Bergama – Selçuk’tayız.

Sabah erkenden kalkarak başladı gezi uçağa yetiştik ve İzmir’e iner inmez kiraladığımız aracımızı teslim aldık. Havaalanından çıkana kadar önce Bergama’mı yoksa Selçuk mu karar vermemiştik ki anlık bir fikirle önce Bergama dedik.

Önümüzde 140 km’lik bir yol ve biz yollarda olmayı zaten seviyoruz. İzmir merkezden çıktıktan sonra Bahar neler yiyebiliriz listesini oluşturmaya başlamıştı ki ilk durak kahvaltı niyetine yol üzerinde idi. Aliağa’da Petrol Ofisine girdiğiniz zaman Şakran Börekçisi tam orada. Her daim sıcak ve taze Şakran Böreklerinden yemeden yola devam etmemelisiniz. Taze çayla birlikte yolculuğu daha güzel kılıyor.

şakran böreği

Karnımızı özellikle doyurmadan bizi Bergama’ya kadar götürecek enerjiyi alarak ayrıldık. Biraz daha ilerledik ve nihayet Bergama. Daha önce gelen biri olarak aklımda kalanlarla anlatmaya başlıyorum Bahar’a ama çok başarılı değilim. Not almadığım için unutmuşum.

Yolculuğa başlamadan önce hayalini kurduklarımızın başında güzel olur diyorduk Ege’de Kasım güneşine karşı gerinmek. Güneşten vazgeçtik öyle bir soğuğa yakalandık ki esen rüzgarla Ankara’yı kesinlikle aratmadı. Keyfimizi biraz kaçırsa da titreye titreye keşfe başladık Bergama sokaklarında.

Her sokakta daha hayran kaldık evlere. Renkli renkli, minik minik. Dingin bir sonbaharın tüm tadı yansımıştı evlere. Her sokak başında üşüdük ama şuradan da bir geçelim ama burada da fotoğraf çekelim birde şuna bakalım duygusuyla dolandık durduk.

bergama

bergama

bergama

bergama

Karnımız tekrardan zil çalmaya başladığından unuttuğum için yerini sora sora bulunca sevinmedik değil. Ufacık bir dükkan, yaşlı bir amca… Kahvaltıda yumurta, peynir, bal-kaymak ve süt ile doyar mıyız acaba derken önce sütün taze kokusu çarptı burnumuza sıcak sıcak. Taze kaynıyordu kocaman tencerede. Yedikçe doymadık ama tadını almışken bırakmıyorduk da. Eşref Amca’nın Yenigün Kahvaltı Salonundan bahsediyoruz tabi ki. Amcamız meşhur Bergama tulum peynirini kimselere elletmiyor ve incelikle kendisi kesip ikram ediyordu. Elbette fotoğraf çekindik. Kesinlikle aç gelin, kahvaltı için Bergama’da daha iyisini bulamayacağınıza emin olabilirsiniz.

bergama

yenigün kahvaltı salonu

yenigün kahvaltı salonu

Artık soğuk işlemez Pergamon Anitk Kenti’ne çıkarız dedik. Aşırı rüzgardan dolayı teleferik çalışmıyordu olsun dedik ve araçla tırmandık yukarı doğru. Bahar o kadar merak etmesine rağmen araçtan iner inmez gezmesek de olur aslında demişti bile 🙂 ama iki meraklıyı etkileyemez direkt hızlandırılmış bir tur attık ve hatta en uca kadar gittik. En hayran kaldığımız yer Antik tiyatro oldu. Türkiye’de en dik antik tiyatro özelliğini taşıyor, en üstte yanlışlıkla yuvarlansanız sahneye kadar un ufak inmeniz içten bile değil, 10 bin kişinin aynı anda ağırlayabilen tiyatro en çok zaman geçirdiğimiz yer oldu.

pergamon

pergamon

pergamon

Yerinde durması gereken Zeus Sunağının Berlin’de sergileniyor olmasına elbette üzücü. Neden diye sorduk kendimize neden yerinde değil.

Soğuğa daha fazla dayanamayacağımız anladığımızda mecburen daha fazla zaman geçiremediğimiz antik kente veda ederek indik merkeze. Sırada Bazalika ve Kızıl Avlu vardı. Tuğla renginden dolayı devasa büyüklükteki bu yapı bizi büyüledi ama bazalika daha da fazla. İçine girdiğinizde başınız dönüyor, dönüyor ve dönüyor.

bazalika

kızıl avlu

Bergama’nın diğer bir meşhuru ise helva. Çeşit çeşit helvalardan tatmamak ve almamak olmaz tabi ki. Bunu da yaptık ve hatta sıcak bir ekmek alıp ekmek arası da yedik. Helvacı dükkanına girdiğinizde o güzel şeker kokusu sizi sebepsiz mutlu ediyor, Bergama’ya geldiğinizde çekinmeyin ve bol bol alın.

bergama helvası

Hava soğuk olmasına rağmen dağlara doğru yola çıkmak için sabırsızlanıyorduk. Bergama’ya elveda derken Kozak Yaylası ve köyleri bizi meraklandırıyordu. Orman için yolda çam ağaçların içinde yükseldikçe nefesimiz açılıyor ve dinginleşiyorduk. Bergama için bonus Kozak yaylasında en tazesin bulacağınız çam fıstığını ve fıstık helvası yemeden dönmeyin. Tavsiyemiz Yukarıbey Köyünde Çınar Restoran. Bir aile işletmesi Ramazan abinin ve eşinin hem tatlılıklarına hem de sohbetlerine doyum olmuyor. Soba ateşinde kemiklerimiz kendine gelirken kavrulan fıstık ve çay ile adeta kendimizden geçtik. Sanırım bir saate yakın sohbet etmiş olabiliriz ve zamanın nasıl geçtiğinin farkında değildik. Özellikle fıstığı çayın içine atıp içmek daha da bir keyif verdi. Adı da cilveli çay 🙂

cilveli çay

çınar restoran

kozak yaylası

Kozak yaylasına ve köylerine gelin, çam ağaçlarının güzelliklerine, şekillerine, hayvanların otladığı yeşil düzlüklere ve köylerin sakinliğine bayılacaksınız.

Güneş henüz batmamıştı ve aslında Bergama’da daha çok zaman geçirmek isterdik ama soğuk bizi biraz ürkütmüştü çünkü yarın Şirince-Efes gezisi için hasta olmamalıydık hem İzmir’in de tadını çıkarmalıydık.

İzmir’e varırken şehir trafiğinden nasibimizi aldık, oteli bulmak için dolaşmalarımızı da eklersek saat oldukça ilerlemişti. Otel yerleştiğimizde tavsiye ile Topçu Restoran akşam yemeğimiz yedik. İzmir’de midye yenmez mi diyecektik ama soğuktan sahilde tüm midyeciler kaybolmuştu, sokak arasında bulduğumuz bize tat vermedi arada derede midyesiz bir geceye razı olarak uyuyakaldık.

2- Gün Şirince – Efes – Selçuk

Sabah erkenden düştük yollara yine, dünün tam tersi istikametinde ilerliyorduk. İlk durak Şirince. Dağ köyüne tırmanmaya başlamadan önce merkezde köy pazarını gören Bahar tabi ki heyecanlanarak kendini attı arabadan aşağıya. İyi ki de durdurmuş incirin tadı hala damağımda.

şirince

Devam diyerek hemen vardık. Kahvaltı yapmak için güzel bir yer arayana kadar bütün sokaklarını neredeyse gezmiştik. İşin fazlasıyla ticarete döndüğü mekanlarda fazla zaman kaybetmenin zamanı yoktu. Şirince derseniz orada laf etmem, ettirmeyiz. Her sokak arasında bir Rum çocuğunun aşağıya doğru koşuşunu hayal ettik mesela. İnsan yaşayacağı yeri ancak bu kadar özelleştirebilir ve kendine özel kılabilir dedik mesela. Yatayda uzayan her bir ev diğerinin manzarasını bölmeden konumlandırılmıştı. Yeşilin içinde beyaz renkleriyle ve kırmızı çatılarıyla kendi dünyalarını kurmuş bir köy, yaşamı, yaşamayı adeta kutsamışlar.

şirince

şirince

şirince

şirince

Her şey güzelde bizim karnımız aç sürekli, incik boncuk, şarap, renk değiştiren taş satmak isteyenlerden bir kurtulabilsek daha güzel olacak düşüncesiyle bir ev güzel Bahar’ın dikkatini çekiyor. Üzüm Cafe. Bir heyecanla içeri giriyoruz ama kapalı sağı solu dolaşıyoruz kimseler yok. Tam geri dönerken kapı açılıyor ve bir ses buyur ediyor bizi. Kimseler yok. Biraz şaşkın sohbete başlayınca hem Şirince hakkında güzel bilgiler alıyor hem de leziz kek ve kahveyle kahvaltımız yapıyoruz. Sıtkı Bey bizi iyi ağırlıyor ve kafenin güzel kedilerini severken sohbet daha da koyulaşıyor. Arkadaşları ile yaptığı Lamin şarabının tadı hoşumuza gidince Şirince’de keşfettiğimiz en güzel yer olarak notlarımızda yer alıyor. O hepimizi bir yerde hayal ettiğini yaparak İstanbul’dan Şirince’ye gelmiş ve bu güzel kafeyi kurmuş çiftine bir kere daha teşekkür etmekte fayda var. Kaytan bıyıklı İncir’e de selam tabi ki…

üzüm cafe

üzüm cafe

üzüm cafe

şirince

şirince

Güneş biraz daha ısıtsa da rüzgar üşütmekten geri kalmıyor ama düne göre daha iyi. Öncelikle limana giden büyük caddede kendimizi antik kral ve kraliçe gibi hissettikten sonra Efes’in enlerinden tiyatrodayız. En tepesine çıktığımda liman caddesi boyunca denizi, insanları ve o yaşamı hayal edip dalıyorum. Bahar oradan oraya zıplarken kendime geliyor ve ona eşlik ediyorum. Sanırım günümüzde en büyük şanssızlığımız böyle görkemli tiyatrolara sahip olmayışımız. Ardından tabi ki ikinci dura Celsus kütüphanesi. Ben yeninde buraya gelmenin mutluluğunu yaşarken Bahar büyüsünden çıkamıyor ve sanırım en çok zamanı bu alanda geçiriyoruz. Yamaç evlerini ücretinden dolayı yine gezemesem de şehri turlamaktan geri kalmıyoruz. Küçük tiyatro da dikkatimizden kaçmıyor.

efes

efes

efes

celsus

celsus

Gözümüz biraz arkada sırada Meryem Ana. Bahar özellikle giriş kapısından kiliseye doğru giden ağaçlı yola hayran kalıyor. Kiliseye vardığımızda önce dua edip sonra mum ritüeline dahil oluyoruz. İçeriden fotoğraf almak isterken dizleri üzerinde dua eden iki teyzemizin uyarısını aldıktan sonra biraz utangaç ayrılıyoruz. Meryem Ana kilisesini önceden yada oraya vardığınızda mutlaka okumalısınız. Böyle bir eserin ülkemizde bulunması gerçekten bizim için şans. Çünkü inanları için çok önemli bir merkez.

Kahverengi tabelalardan ayrılamıyor ve Yedi Uyuyanlar Mağarasına göz atmadan tabi ki ayrılmak olmaz. Ben sadece Tarsus bölgesinde olanı biliyorken burada da çıkmış olmasına şaşırıyorum. Biraz araştırdığımda Lice’de olduğunu öğreniyorum. Yine de en kabul göreni Tarsus. Burada yer alan biraz bakımsız ve restorasyona ihtiyacı olduğu kesin.

meryem ana

meryem ana

meryem ana

Gün dönerken Selçuk arkeolojisi müzesinin ziyaret saatine yetişemiyor, İsa Bey camiyi ziyaret ediyoruz. Kaleye çıkmaya enerjimiz kalmayınca Şirince yolu üzerindeki Bizim Ev Hanımeli Restoranına yemek yemeden dönmek olmaz diyoruz. Her öğlen bin bir çeşit yemek çıkıyormuş ama akşama kaldığımız için menü sınırlı ve fakat yediklerimiz gerçekten leziz. Hatice Teyze ilgisi bizi zaten bizden alıyor ve eşi de eşlik edince güzel bir sohbet başlıyor odun sobasında. Tarhana, zeytin almadan olmaz, gerçekten lezizler. Sohbet ilerledikçe daha çok samimi bir ortam oluşuyor ve Hatice teyze yemek kitabını imzalayarak Bahar’a hediye ediyor. Uzak ülkelerden müdavimleri olması konusu çok daha eğlenceli. Komşusuna Selçuk’a gittiğinde orada yemek ye diyen, selam yollayan birçok turist varmış. Hatice Teyzenin başarısına takdir etmemek elde değil.

Bizim ev hanımeli

Saat ilerliyor, kısa sayılmayacak bir yol ve yetişilmesi gereken bir uçak için geri dönüş yolundayız. Yol boyunca iki günde yaptıklarımızı saati saatine konuşuyor ve dolu dolu geçtiğine mutlu oluyoruz. Yorgunluğun böylesi gayet çekilir.

İşte size Bergama ve Selçuk için yapmadan dönme listesi;

  • Bergama’ya giderken Şakran Böreği yemeden,
  • Bergama’da Eşref Taşkın Kaymakçısın’da kahvaltı yapmadan ve Bergama Tulumu yemeden
  • Bergama’da helva almadan,
  • Pergoman Antik Kentini gezmeden,
  • Bergama sokaklarında dolaşmadan,
  • Kızılavlu ve Bazalikayı görmeden
  • Kozak Yalasını ve köylerini görmeden
  • Çam Fıstığı Helvasını ve cilveli çayı Çınar Restoranında tatmadan
  • Şirince’de sokaklarda gezmeden,
  • Üzüm Cafe’de el yapımı keklerden yemeden ve Lamin Şarabından tatmadan
  • Efes Antik Kentini görmeden,
  • Meryem Ana Kilisesi görmeden,
  • Yedi Uyuyanlar Mağarasını gitmeden,
  • İsabey Camisini görmeden,
  • Selçuk Kalesine çıkmadan,
  • Bizim Ev Hanımeli Restoranında Hatice Teyzenin yemeklerinden yemeden
  • Şirince yolu üzerinde mandalina toplamadan

 

 

 

 

 

About admin

Check Also

Uzun Saçlının Yeri, Ordu

Karadeniz gezisine çıkan arkadaşlara sesleniyoruz. Türkiye’nin en huysuz ama en lezzetli çay molasının yerini önermek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by moviekillers.com